TERA PORTFÖY VE BAĞLANTILI FONLARIN TASFİYESİ: KATILMA PAYI SAHİPLERİNİN HUKUKİ DURUMU VE BAŞVURABİLECEKLERİ HUKUKİ YOLLAR

 

I. SPK Tarafından Belirlenen Tasfiye Usul ve Esasları

Kurulun 17.09.2026 tarihli ve 57/1708 sayılı kararıyla belirlenen usul ve esaslar uyarınca, Tera Portföy Yönetimi AŞ’nin kurucusu olduğu fonlarda T. İş Bankası AŞ, diğer altı portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu fonlarda ise TC Ziraat Bankası AŞ portföy saklayıcısı olarak görevlendirilmiş ve tasfiye işlemlerini yürütmekle yetkilendirilmiştir.

Usul ve esaslara göre tasfiye süreci şu aşamalardan oluşmaktadır. İlk olarak tedavüldeki katılma payı adedi ile yatırımcıların sicil bazında bireysel saklama hesaplarındaki paylar; varsa rehin, haciz, tedbir ve diğer takyidatlar ile gerçekleşmemiş emirler bakımından Merkezi Kayıt Kuruluşu AŞ ile bankalar arasında mutabakata bağlanacaktır.

Bu aşamayı müteakiben fon portföyündeki finansal varlıklar; yatırımcı menfaati, piyasa derinliği ve likidite koşulları gözetilerek, bankanın belirleyeceği sıklıkta verilecek satış talimatlarıyla nakde çevrilecek ve elde edilen nakit, bankalarca belirlenecek dönemler itibarıyla yatırımcıların hesaplarına katılma payı sahipliği oranında aktarılacaktır.

Tasfiye süresince fon yönetim ücreti işlemeye devam edecek olup bu ücret, saklama hesabının bankaya devri tarihi itibarıyla tasfiyeyi yürüten banka adına fona tahakkuk ettirilecektir.

Tasfiye süresi başlangıçta azami üç ay olarak belirlenmiştir. Kurul, 20.09.2026 tarihli ve 59/1710 sayılı kararıyla bu süreyi altı aya çıkarmış; altı aylık sürenin tasfiyenin mutlaka bu kadar süreceği anlamına gelmediğini, koşullara bağlı olarak sürecin daha erken tamamlanabileceğini açıklamıştır. Usul ve esaslar uyarınca Kurulun bu süreyi yeniden uzatma yetkisi saklıdır.

Mevduat hesaplarından farklı olarak fon katılma payları bakımından herhangi bir devlet güvencesi mevcut değildir.

Yatırımcının eline geçecek tutar, fon varlıklarının tasfiye sürecinde hangi değerden nakde çevrilebileceğine bağlıdır.

II. Yatırım Fonunun Hukuki Niteliği ve Sorumluluk Rejimi

6362 sayılı Kanun’un 52. maddesinin birinci fıkrası uyarınca yatırım fonu, tasarruf sahiplerinden katılma payı karşılığında toplanan para veya diğer varlıklarla, tasarruf sahipleri hesabına inançlı mülkiyet esaslarına göre portföy işletmek amacıyla portföy yönetim şirketi tarafından kurulan ve tüzel kişiliği bulunmayan bir mal varlığıdır.

Aynı maddenin üçüncü fıkrası, portföy yönetim şirketine fonu katılma payı sahiplerinin haklarını koruyacak şekilde temsil etme ve yönetme yükümlülüğü yüklemektedir.

Maddenin dördüncü fıkrası ise Kanun’da, ilgili mevzuatta ve fon iç tüzüğünde hüküm bulunmayan hâllerde, portföy yönetim şirketi ile katılma payı sahipleri arasındaki ilişkiye Türk Borçlar Kanunu’nun vekâlet sözleşmesine ilişkin 502 ila 514. maddelerinin kıyasen uygulanacağını öngörmektedir.

Bu itibarla, vekilin sadakat ve özen borcunu düzenleyen TBK m. 506, yatırımcı taleplerinin başlıca dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Kanun’un 55. maddesinin altıncı fıkrası da portföy yönetim şirketlerini yönetimlerindeki fonların ve katılma payı sahiplerinin çıkarlarını gözetmekle yükümlü kılmaktadır.

Kanun’un 53. maddesi, yatırımcının hukuki durumu bakımından iki önemli sonuç doğurmaktadır. Fon mal varlığı, portföy yönetim şirketinin ve portföy saklama hizmetini yürüten kuruluşun mal varlığından ayrıdır. Söz konusu mal varlığı kamu alacaklarının tahsili dahil hiçbir amaçla haczedilemez, üzerine ihtiyati tedbir konulamaz, iflas masasına dahil edilemez ve tasfiye hâlinde yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabilir. Bu düzenleme, fon varlıklarını portföy yönetim şirketinin alacaklılarına karşı koruması bakımından yatırımcı lehinedir. Buna karşılık, yatırımcının kendi alacağı için fon varlıkları üzerinde cebri icra yoluna başvurması da mümkün değildir. Tazminat talepleri fon mal varlığına değil, sorumluluğu bulunan gerçek ve tüzel kişilere yöneltilmelidir.

Portföy saklayıcısının sorumluluğu ayrıca incelenmelidir. Kanun’un 56. maddesinin birinci fıkrası uyarınca portföy saklama hizmeti; kolektif yatırım kuruluşlarının varlık alım satımlarının, portföy yapılarının ve işlemlerinin mevzuata ve fon iç tüzüğüne uygunluğunun sağlanmasını da kapsamaktadır. Aynı maddenin ikinci fıkrası saklayıcıyı, yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle katılma payı sahiplerine verdiği zararlardan sorumlu tutmakta; üçüncü fıkrası ise katılma payı sahiplerinin dava açma hakkını açıkça saklı tutmaktadır. Bir fon portföyünün neredeyse tamamının tek bir paya veya grup şirketlerine ait paylara yoğunlaştırılması, bu denetim yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilip getirilmediği sorusunu doğrudan gündeme getirmektedir. Bloomberg’in aktardığı resmî kayıtlara göre söz konusu fonlardan biri, 2023 yılında bir dönem varlıklarının yüzde 99’unu Tera Yatırım paylarında tutmuştur. Bu durumun mevzuattaki portföy sınırlamalarıyla uyumlu olup olmadığı, her fonun türü, iç tüzüğü ve izahnamesi dikkate alınarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

III. Yatırımcının Konumuna Göre Değerlendirme

A. Kısıtlamadan Önce İade Talimatı Vermiş ve Ödeme Alamamış Yatırımcılar

Usul ve esaslar uyarınca, TEFAS üzerinden satım emri verilmiş olup gerçekleştirilmeyen iade talimatları karşılığında oluşan tutar fon hesabına borç olarak tahakkuk ettirilecek ve tasfiye sürecinde elde edilen nakitten öncelikli olarak bu borçlar ödenecektir.

Bu durumdaki yatırımcılar, hukuki bakımdan artık katılma payı sahibi değil, fonun alacaklısı konumundadır.

Usul ve esasların ilgili hükmü yalnızca TEFAS üzerinden verilen emirlere atıf yapmaktadır. Bu nedenle kurucu veya diğer dağıtım kuruluşları aracılığıyla TEFAS dışında verilip gerçekleşmemiş iade talimatlarının hukuki durumu belirsizdir. Bu kapsamdaki yatırımcıların emir kayıtlarını muhafaza etmeleri ve tasfiyeyi yürüten bankaya yazılı bildirimde bulunmaları, hak kaybının önlenmesi bakımından yerinde olacaktır.

B. Kısıtlamadan Sonra Talimat Veren veya Hiç Talimat Vermemiş Yatırımcılar

İhbarlı fonlarda 17.09.2026 tarihinde saat 13.30’dan sonra, para piyasası fonlarında ise izahnamede belirtilen gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatları tasfiye esasları kapsamında değerlendirilecektir.

Bu gruptaki yatırımcılar, öncelikli borçların ödenmesinden sonra kalan nakitten katılma payları oranında pay alacaklardır. Bu yatırımcılar bakımından tasfiye sürecinde yapılması gereken öncelikli işlem, MKK e-Yatırımcı ekranı üzerinden pay adedinin kontrol edilmesi ve mutabakat sonucunda bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde gecikmeksizin itirazda bulunulmasıdır. Öncelikli ödeme uygulamasının hangi yatırımcılar aleyhine sonuç doğurduğu ve Kanun’un 53. maddesinin üçüncü fıkrasıyla nasıl bağdaştırılacağı, ileride idari ve adli uyuşmazlıklara konu olabilecek niteliktedir.

C. Para Piyasası Fonu Yatırımcıları

Para piyasası fonlarının portföyleri kısa vadeli araçlardan oluştuğundan bu fonlarda nakde dönüşümün görece daha hızlı gerçekleşmesi beklenebilir. Bununla birlikte, ters repo işlemlerinde teminat olarak hangi payların kabul edildiği ve işlemlerin karşı taraflarının kimler olduğu, yatırımcıya yapılacak ödemenin oranını doğrudan etkileyecektir. Usul ve esaslar, fonların repo, ters repo, borsa para piyasası ve benzeri işlemlerinden doğan borç ve alacaklarının önceki saklama kuruluşu, banka ve Takasbank arasında mutabakata bağlanmasını öngörmektedir. Yatırımcıların bu mutabakatın sonuçlarını takip etmeleri gerekmektedir.

D. Katılma Payları Üzerinde Rehin, Haciz veya Tedbir Bulunan Yatırımcılar

Bu kayıtlar mutabakat aşamasında tespit edileceğinden, tasfiye ödemesi doğrudan yatırımcıya değil, takyidatın niteliğine göre rehin alacaklısına veya icra dairesine yönelebilecektir. Kredi teminatı olarak rehnedilmiş paylarda ilgili banka ile, haczedilmiş paylarda ise icra dairesi ile ayrıca yazışma yapılması gerekmektedir.

E. Aracı Kurum Nezdinde Hesabı Bulunan Yatırımcılar

Tasfiye kararı fonlara ilişkindir. Aynı grup bünyesindeki aracı kurumda doğrudan hesabı bulunan yatırımcının hukuki durumu farklıdır. Kanun’un 82. maddesi uyarınca bir yatırım kuruluşunun sermaye piyasası faaliyetinden kaynaklanan nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüklerini yerine getiremediğinin tespiti hâlinde Kurul, yatırımcıları tazmin kararı alır ve Yatırımcı Tazmin Merkezi devreye girer.

Ne var ki Kanun’un 84. maddesinin ikinci fıkrası, piyasadaki fiyat hareketlerinden kaynaklanan zararları tazmin kapsamı dışında bırakmaktadır. Her bir yatırımcıya ödenecek tutar da aynı maddenin beşinci fıkrası uyarınca her yıl yeniden değerleme oranında güncellenen bir üst sınırla sınırlıdır. Portföy yönetim şirketleri bu düzenlemedeki “yatırım kuruluşu” kavramına dahil olmadığından, fonlarda meydana gelen değer kaybı Yatırımcı Tazmin Merkezinin kapsamında değildir. Herhangi bir aracı kurum hakkında tazmin kararı alınıp alınmadığı SPK bültenlerinden takip edilmelidir.

F. Fon Portföylerinde Yoğunlaşan Payları Doğrudan Borsadan Edinen Yatırımcılar

Bu yatırımcılar tasfiye sürecinin tarafı değildir. Uğradıkları zararı, manipülatif işlemleri gerçekleştirdiği sabit olacak kişilere karşı TBK m. 49 uyarınca haksız fiil hükümlerine dayanarak talep edebilirler. Bu grupta illiyet bağının ispatı en güç husustur ve büyük ölçüde SPK denetleme raporlarına ve ceza yargılamasının sonucuna dayanacaktır.

IV. Başvurulabilecek Hukuki Yollar

A. Kurul Kararlarına Karşı İdari Yargı Yolu

Kanun’un 134. maddesi uyarınca Kurul kararlarına karşı açılacak idari davalar idare mahkemelerinde görülür ve bu davalar acele işlerden sayılır. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre dava açma süresi altmış gün olup ilanı gereken düzenleyici işlemlerde bu süre ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. 17 Eylül 2026 tarihli bülten esas alındığında dava açma süresi 16 Kasım 2026 tarihinde sona ermektedir. Aynı Kanun’un 32. maddesi uyarınca yetkili mahkeme, dava konusu işlemi yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.

Bu yolun kullanılmasında dikkatli bir değerlendirme yapılmalıdır. Tasfiye kararının yürütmesinin durdurulması, fonların yeniden işleme açılması sonucunu değil, yatırımcılara yapılacak ödemelerin bütünüyle askıya alınması sonucunu doğurabilir. Bu nedenle tasfiye kararının bizatihi kendisinden ziyade, uygulamaya yönelik somut işlemlerin (ödeme önceliği, değerleme ve mutabakat sonucu gibi) dava konusu edilmesi, yatırımcıların büyük bölümü bakımından daha isabetli olacaktır.

B. Tazminat Davaları

Zarar miktarı tasfiye süreci tamamlanmadan kesinleşmeyecektir. Bu nedenle dava stratejisinin, tasfiye sonucunda yatırımcıya ödenen tutar ile hak ettiği değer arasındaki fark esas alınarak kurgulanması gerekir. Bu kapsamda davalı sıfatı taşıyabilecek kişiler şunlardır: vekâlet ilişkisinden doğan özen borcuna aykırılık nedeniyle portföy yönetim şirketi; Kanun’un 56. maddesi uyarınca önceki portföy saklayıcısı; TTK m. 553 uyarınca kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal eden yönetim kurulu üyeleri ve yöneticiler; yatırımcının risk profiline uygun olmayan bir ürünün satıldığı veya bilgilendirme yükümlülüğünün yerine getirilmediği hâllerde fonun satışına aracılık eden banka veya aracı kurum.

Portföy yönetiminden kaynaklanan tazminat davalarında İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi, 2022/2412 E. ve 2023/2131 K. sayılı kararında, portföydeki değer kaybının davalıların kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığının ve gerçekleştirilen işlemlerin SPK mevzuatı ile sözleşmeye uygun olup olmadığının araştırılması gerektiğine hükmetmiştir. Bu karar üzerine yeniden görülen davada alınan bilirkişi raporunda, portföy yöneticisinden olağan özenin ötesinde, profesyonel ve uzman bir yöneticinin göstermesi gereken özenin beklendiği vurgulanmıştır (İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi, 2024/49 E., 2025/331 K.). Buna göre salt değer kaybı tazminat sorumluluğunun doğması için yeterli olmayıp kusurun, mevzuata aykırılığın ve illiyet bağının ayrıca ortaya konulması gerekmektedir.

C. Görevli Mahkeme ve Dava Şartı Olarak Arabuluculuk

Görevli mahkeme konusunda Yargıtay içtihadı yeknesak değildir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, 24.04.2018 tarihli ve 2016/17499 E., 2018/2251 K. sayılı kararında, fon hesabındaki alacağın tahsili amacıyla açılan davada 6502 sayılı Kanun kapsamında bir tüketici işleminden söz edilemeyeceğine karar vermiştir. Buna karşılık Yargıtay 20. Hukuk Dairesi, 20.09.2016 tarihli ve 2016/8375 E., 2016/8081 K. sayılı kararında, yatırım fonu hesabındaki paranın bankadan tahsiline ilişkin uyuşmazlıkta tüketici mahkemesini görevli kabul etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 18.10.2016 tarihli ve 2016/10955 E., 2016/8227 K. sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Bu itibarla görev meselesi; davalının sıfatı ve yatırımcının tüketici niteliği taşıyıp taşımadığı nazara alınarak her somut olayda ayrıca değerlendirilmelidir.

Hangi mahkemenin görevli olacağından bağımsız olarak, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat davalarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması; tüketici mahkemelerinde görülecek davalar bakımından 6502 sayılı Kanun’un 73/A maddesi, ticari davalar bakımından ise TTK m. 5/A uyarınca dava şartıdır.

D. Zamanaşımı

Sözleşmeye dayalı taleplerde TBK m. 146 uyarınca on yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanır. Haksız fiile dayalı taleplerde ise TBK m. 72 uyarınca zamanaşımı, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten itibaren on yıldır. Tazminat, ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü bir fiilden doğmuşsa bu süre uygulanır.

E. Ceza Muhakemesine Katılım

Kanun’un 115. maddesi uyarınca Sermaye Piyasası Kanunu’nda tanımlanan veya atıfta bulunulan suçlardan dolayı soruşturma yapılması, Kurulun Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvurusuna bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir. Kamu davası açılması hâlinde Kurul, iddianamenin kabulüyle birlikte katılan sıfatını kazanır.

Yatırımcılar, CMK m. 237 uyarınca suçtan zarar gören sıfatıyla kamu davasına katılma talebinde bulunabilir. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun yerleşik içtihadı uyarınca “suçtan zarar görme” kavramı, suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş bulunma hâlini ifade etmekte olup dolaylı veya muhtemel zararlar davaya katılma hakkı vermemektedir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 05.03.2019, 2018/341 E., 2019/161 K.). Piyasa dolandırıcılığı suçu bakımından fon yatırımcısının doğrudan zarar gören sıfatını taşıyıp taşımadığı tartışmalıdır. Yatırımcıya yönelik aldatıcı pazarlama faaliyetleri veya fona tevdi edilen varlıkların kötüye kullanılması gibi 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu kapsamındaki dolandırıcılık veya güveni kötüye kullanma iddialarında ise doğrudan zarar koşulunun gerçekleşmesi daha olasıdır. Ayrıca Kanun’un 110. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi, kolektif yatırım kuruluşlarının yönetim, denetim veya sermaye bakımından ilişkili oldukları kişilerle emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri ve ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı işlemler yaparak mal varlıklarını azaltmasını nitelikli güveni kötüye kullanma suçu olarak düzenlemektedir. Fon portföylerinin grup şirketlerine ait paylarda yoğunlaşması bu hüküm çerçevesinde ayrıca incelenmelidir.

V. Hak Kaybının Önlenmesine Yönelik Tedbirler

Yatırımcının ileride hangi hukuki yolu tercih edeceğinden bağımsız olarak aşağıdaki belgeleri şimdiden temin etmesi ve muhafaza etmesi gerekmektedir: fona giriş tarihlerini ve tutarlarını gösteren dekontlar; iade talimatlarına ilişkin ekran görüntüleri ve emir numaraları; e-Devlet ve MKK e-Yatırımcı kayıtlarının tarihli çıktıları; fonun izahnamesi, yatırımcı bilgi formu ve iç tüzüğü; banka veya aracı kurum nezdinde doldurulan risk ve uygunluk testleri; satış temsilcisiyle yapılan yazışmalar ve pazarlama içerikleri; fonun Kamuyu Aydınlatma Platformunda yayımlanan portföy dağılım raporları.

Tasfiye ödemelerini hızlandıracağını veya garanti edeceğini ileri süren ya da ön ödeme karşılığında toplu dava vaat eden kişilere itibar edilmemelidir. Katılma payları üzerinde devir, vekâlet veya ibra niteliği taşıyan herhangi bir belge imzalanmamalı; tasfiyeyi yürüten bankaların resmî bildirimleri dışında hesap bilgileri ve e-Devlet erişim bilgileri üçüncü kişilerle paylaşılmamalıdır.

VI. Değerlendirme

Tasfiye kararı nihai bir sonuç değil, belirli bir süreç içinde tamamlanacak bir işlemler bütünüdür. Bu aşamada yatırımcı bakımından öncelik, kendi hukuki konumunun doğru biçimde tespit edilmesi, delillerin eksiksiz olarak muhafaza edilmesi ve mutabakat aşamasında hak kaybına uğranılmamasıdır. Tazminat davaları ve ceza yargılamasına katılım imkânı; zarar miktarının netleşmesi ve SPK denetleme raporlarının kamuya yansımasıyla birlikte daha somut bir zemine kavuşacaktır. Her yatırımcının hukuki durumu; fonun türüne, iade talimatının verildiği ana, katılma payının edinildiği kanala ve pay üzerindeki kayıtlara göre farklılık arz edeceğinden, yukarıdaki genel değerlendirmelerin somut olaya uygulanmadan önce ayrıca incelenmesi gerekmektedir.

İlgili çalışma alanımız: Bursa Şirketler Hukuku Avukatı

Daha fazla bilgi için...

Yayınımıza konu hukuki mesele hakkında daha fazla bilgi ve randevu talepleriniz için ofisimize ulaşabilirsiniz.

Yukarı Çık