ALDATAN EŞ İLE BİRLİKTE OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİ, ANCAK ALDATILAN EŞE ZARAR VERME KASTI MEVCUT İSE TAZMİNAT ÖDEMEYE MAHKUM EDİLEBİLİR.
T.C. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ Esas No: 2022/11477 Karar No: 2025/8875 Tarih: 29.05.2025
I. DAVA SÜRECİ VE İDDİALAR
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı Şevket T. ile evli olduğunu, ancak dava dışı eşin davalı ile birlikte yaşamaya başladığını ve bu birliktelikten bir çocuğun da olduğunu, bu sebeple müvekkili ile dava dışı eşinin boşandığını belirterek 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 107 nci maddesi gereğince 50.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir. Mahkeme davanın kısmen kabulüne, 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
II. YARGITAY’IN HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİ
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda salt aldatma eylemine bağlı olarak aldatılan eşin, eşinin kendisini aldattığı kişiden, aldatma eylemi gerekçesiyle manevi tazminat talep edebilmesinin mümkün olmadığını, mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 06.07.2018 tarihli ve 2017/5 E. – 2018/7 K. sayılı kararında da belirtildiği üzere; 4721 sayılıTürk Medeni Kanunu’nu (TMK) 185/3 maddesinde düzenlenen sadakat yükümlüğü, evlilik sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, ihlal edilmesidurumunda yalnızca sözleşmenin taraflarının yani eşlerin birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri nisbi hak niteliğindedir. Yani mutlak bir hakmahiyetinde olmadığı için, herkese karşı ileri sürülemez.
Davacı, kişilik hakkı ihlallerini düzenleyen genel hükümlere yani TMK’nun 24-25 ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) haksız fiilsorumluluğuna ilişkin temel düzenlemesi olan 49/1 (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41/1) ve kişilik değerlerinin zedelenmesine ilişkin TBK58. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 49.) maddelerine de dayanamaz. Söz konusu yasa maddeleri gereğince haksız fiil sorumluluğundansöz edilebilmesi için, diğer şartların yanında ayrıca zarara sebep olan fiilin hukuka aykırı olması yani emredici bir hukuk normuna aykırı olmasıgerekir. Somut olayda, eş olmayan davalı yönünden fiilin hukuka aykırılık şartı gerçekleşmemiştir.
Müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümlerin de uygulanması mümkün değildir. Zira, TBK’nın 61. (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 50.)maddesinde birden fazla kişinin ortak kusurlu davranışları nedeniyle bir zarara yol açmaları durumunda müteselsil sorumluluğun söz konusuolacağı düzenlenmiştir. Bu kapsamda sorumluluğa gidilebilmesi için, aldatan eş ile birlikte olan davalının fiilinin de hukuka aykırı olması gerekir.Davalının dava dışı eş ile birlikteliği şeklindeki davranışı, aldatılan eş yönünden haksız fiil olarak nitelendirilemeyeceğinden müteselsil sorumlulukesasına göre de sorumluluğuna gidilemez.
Aldatılan eş yansıma yoluyla zarara uğradığını da iddia edemez. Zira, üçüncü kişinin aldatan eşe karşı herhangi bir hukuka aykırı eylemi veverdiği herhangi bir zarar bulunmadığından, yansıma yoluyla istenebilecek zarar da söz konusu olamaz.
TBK’nın 49/2 (818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 41/2) maddeleri gereği, fiilin emredici bir norma değil de sadece ahlaka aykırı olmasıdurumunda, sorumluluğa gidilebilmesi için, failin zarar görene zarar verme kastıyla yani somut olayda, davalının davacı aldatılan eşe bilerek veisteyerek zarar vermeyi amaçlamış olması gerekir. Sadece birlikte olduğu eşin evli olduğunu bilmesi bu tür sorumluluk için yeterli değildir.
III. SONUÇ
Şu durumda; açıklanan yasal düzenlemeler ve Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunun yukarıda anılan kararı uyarınca, evlilikbirliği devam ederken eşlerden biri ile evli olduğunu bilerek birlikte olan davalıya karşı açılan davanın tümden reddedilmesi gerekirken bu yöngözetilmeksizin davanın kısmen kabulü usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Daha fazla bilgi için...
Yayınımıza konu hukuki mesele hakkında daha fazla bilgi ve randevu talepleriniz için ofisimize ulaşabilirsiniz.


