T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın yabancı para cinsi üzerinden kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; müvekkili ile davalı sigorta şirketi arasında 05.03.2014 ilâ 31.12.2015 tarihlerini kapsar şekilde sigorta poliçesi düzenlendiğini, müvekkili şirkete ait otel inşaatında 25.11.2014 tarihinde meydana gelen kazada bir işçinin yaralandığını ve sonrasında vefat ettiğini, tedavi ve cenaze masraflarından ayrı olarak müvekkilinin müteveffanın mirasçılarına 200.000,00 TL tazminat ödediğini, bu meblağ ve sair giderler dışında zararları da bulunmakla birlikte taraflar arasındaki poliçede davalının sorumluluğunun ferdi kaza başına 50.000 Euro ile sınırlandırıldığını ileri sürerek 50.000 Euronun aynen döviz cinsinden ödeneceği tarihteki kur karşılığının ve olay tarihinden itibaren işletilecek avans faizinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalı vekili; söz konusu iş kazasının davanın dayanağı poliçe kapsamında kaldığını, müvekkilinin sorumluluğunun poliçe limiti olan 50.000 Euro ile sınırlı olduğunu, iş kazasıyla ilgili ödemelere ilişkin belgelerin gönderilmesi durumunda gerekli değerlendirmeyi yapabileceklerini, davanın sulhen sonuçlandırılmasının mümkün olduğunu ve sorumluluk kapsamında olduğu anlaşılır ise poliçe limitinin tamamının davacıya ödenebileceğini ancak müvekkilinin faiz sorumluluğunun kaza tarihinden değil ödeme tarihinden itibaren yasal faiz yönünde olduğunu belirterek sulh talebi doğrultusunda işlem yapılmasını istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
Ankara 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.05.2018 tarihli ve 2015/833 Esas, 2018/328 Karar sayılı kararı ile; davalının sigorta poliçesi gereği gerçek zararı ödemekle yükümlü olduğu, poliçe limiti ve bilirkişi incelemesiyle belirlenen muafiyet indirimi dikkate alındığında davacı firmanın rücuen talep edebileceği tazminat miktarının 79.114,86 TL, manevi tazminat miktarının ise 27.700,00 TL olduğu gerekçesiyle toplam 106.814,86 TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
İstinaf Yoluna Başvuranlar: İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Gerekçe ve Sonuç: Bölge Adliye Mahkemesinin 16.06.2021 tarihli ve 2018/2051 Esas, 2021/924 Karar sayılı kararı ile; Mahkemece maddi tazminat miktarı belirlenirken gerçek zarar hesabı yapılmasında isabetsizlik bulunmadığı, mirasçılara Sosyal Sigortalar Kurumu (SGK) yardımı yapılmışsa bunun tazminattan indirilmesi yönünde davalı vekilinin istinaf itirazı mevcut ise de bilirkişi raporuna bu yönde bir itirazda bulunulmamış olmasının davacı lehine usulî kazanılmış hak doğurduğu gerekçesiyle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin sair itirazlarının reddine, alınan 05.03.2018 tarihli ikinci ek raporda müteveffa mirasçılarının gerçek zarar hesabı ile muafiyet indirimi gözetilip kaza tarihindeki TCMB Euro satış kuru karşılığı esas alınmak suretiyle yapılan hesaplama neticesinde davalı sigorta şirketinin sorumlu olduğu maddi tazminat tutarının 28.635,76 Euro, manevi tazminatın 10.000,00 Euro olarak belirlendiği, poliçe hükümlerine göre döviz cinsinden tazminat talep edilmesinin mümkün olduğu, dava dilekçesinde de açıkça Euro olarak talepte bulunulduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, 28.635,76 Euro maddi, 10.000 Euro manevi tazminatın ödeme tarihi olan 03.12.2014 tarihinden itibaren işleyecek 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince devlet bankalarının Euro cinsinden bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Bozma Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “… 1.Dava, dövize endeksli İnşaat Tüm Riskler Poliçesine dayalı olarak iş yerinde ölen işçinin hak sahiplerine yapılan ödemenin davalı sigorta şirketinden döviz olarak tahsili istemine ilişkindir. Bölge Adliye Mahkemesince poliçenin döviz bazlı düzenlendiği, davalı sigorta şirketinin döviz olarak tazminat sorumluluğunun bulunduğu gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir ancak dava konusu sigorta sözleşmesinde sigortacının sorumluluğu her ne kadar döviz üzerinden kabul edilmiş ise de davacının ölenin hak sahiplerine yaptığı ödeme Türk Lirası üzerinden olup ödenen miktarın döviz olarak talep edilmesi sigortalının sebepsiz zenginleşmesine neden olabilecektir. Bu durumda davacının ödediği Türk Lirası kadar rücu hakkı bulunduğu gözetilerek karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile döviz üzerinden tahsile karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Davalı sigorta şirketi, poliçedeki 3. şahıs mali sorumluluk teminatının, zarar görenlerin gerçek zararlarının karşılanmasına yönelik olduğunu savunmuştur. Gerçekten de poliçede verilen teminat kişi başı 50.000,00 euro ile sınırlı olmakla rizikonun gerçekleşmesi ile birlikte bu tutarın mutlaka ödeneceği sonucuna ulaşılmamalıdır. Sigorta teminatı oluşan gerçek zararı temine yönelik olduğundan davacı şirketin yaptığı ödemenin, zarar görenin gerçek zararı olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre davalı sigorta şirketinin sorumluluğuna karar verilmemiş olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir” şeklindeki gerekçeyle bozma nedenine göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; önceki karar gerekçesinin yanında, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında zaten gerçek zarar hesabının yapıldığı, davalı vekili tarafından gerçek zarar miktarı yönünden itiraz edilmemesinin davacı lehine usulî kazanılmış hak doğurduğu, poliçe hükümlerine göre döviz cinsinden tazminat talep edilebileceği ve dava dilekçesindeki talebin de bu yönde olduğu gözetildiğinde, ödemenin döviz cinsinden yapılması durumunda sebepsiz zenginleşmeden bahsedilemeyeceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
VI. TEMYİZ
Temyiz Yoluna Başvuranlar: Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili ve katılma yoluyla davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Temyiz Sebepleri: Davalı vekili temyiz itirazlarında; davacı tarafça müteveffanın yakınlarına TL cinsinden ödeme yapılmasına rağmen ödemenin Euro cinsinden rücû edilmek istenmesinin mesnetsiz ve sebepsiz zenginleşme yaratacak nitelikte olduğunu, davacı tarafça poliçe limiti olan 50.000 Euronun tamamının ödenmesi talep edilmiş olsa da işbu talebin kabul edilemeyeceği zira işveren mali mesuliyet sigortası meblağ sigortası olmayıp bir sorumluluk sigortası niteliğinde olduğunu, SGK tarafından davacı lehine, herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının (rücuya tâbi bir gelir bağlanıp bağlanmadığının) araştırılması gerekirken ilgili araştırma yapılmaksızın karar verilmesinin yerinde olmadığını, poliçe özel şartında düzenlendiği üzere daha öncesinde sayılan teminatlara girmeyen hâllerde her bir hasarda minimum 2.500 Euro olmak üzere, hasarın %10’u oranında tenzili muafiyet uygulanması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Davacı vekili temyiz itirazlarında; poliçenin teminat sınırının 50.000 Euro olduğunu, davanın bu bedel üzerinden kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.
VII. UYUŞMAZLIK
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; dövize endeksli sigorta poliçesinde sigorta ettiren davacının, poliçe kapsamındaki iş kazası nedeniyle dava dışı kişilere Türk Lirası üzerinden yaptığı maddi ve manevi tazminata ilişkin ödemelerini sözleşmedeki döviz cinsi üzerinden davalı sigorta şirketine rücû etmek istediği somut olayda,
- Sözleşmenin mahiyeti ve davacı tarafından üçüncü kişilere yapılan ödemenin niteliği dikkate alındığında döviz cinsinden talepte bulunulmasının davacının sebepsiz zenginleşmesine neden olacağının kabul edilip edilmeyeceği,
- Yargılama sürecinde gerçek zararın tespiti yönünde yapılan bilirkişi incelemelerine karşı davalı tarafça herhangi bir itirazda bulunulmamasının davacı yararına usulî kazanılmış hak doğurup doğurmadığı, burada varılacak sonuca göre gerçek zararın tespiti yönünde yeniden bir değerlendirme yapılmasının mümkün ve gerekli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
VIII. GEREKÇE
İlgili Hukuk
- 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 26, 55 ve 99. maddeleri,
- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1459, 1460 ve 1461. maddeleri,
- 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 11. maddesi,
- 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 198, 266, 281 ve 282. maddeleri.
Değerlendirme
(A) Birinci Uyuşmazlık Yönünden Yapılan Değerlendirme
Sigorta; bir kişinin belirli bir prim karşılığında bir şey veya kendisinin ya da başkasının hayatı üzerindeki menfaatini, gerçekleşmesi muhtemel tehlikelere (rizikolara) karşı güvence altına almasına yönelik bir sözleşme türüdür. Türk Ticaret Kanunu’nun 1459. maddesine göre sigortacı sigortalının uğradığı zararı tazmin eder ve 1460. maddeye göre sigorta değeri sigorta olunan menfaatin tam değeridir. Devam eden 1461. maddeye göre, aynen tazmini öngören yeni değer sigortaları hariç, sigortacının sorumluluğu sigorta bedeli ile sınırlı olup bu bedel rizikonun gerçekleştiği andaki sigortalı menfaatin değerini aşsa bile sigortacı uğranılan zarardan fazlasından sorumlu değildir.
Sorumluluk sigortası bir meblağ sigortası değil zarar sigortası niteliğinde olduğundan üçüncü kişilerin gerçek zararlarının giderilmesi amacını güder. Dolayısıyla bu tür sigorta poliçelerinde gösterilen meblağlar sigortacının sorumlu olduğu azami miktarı gösterir, her halükarda o meblağın ödeneceği anlamına gelmez. Gerçek zarar hesaplanarak ödenir.
Sözleşmelerin içeriğinde en önemli belirlemelerden biri de “ödeme”dir. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ödeme, TBK’nın 99. maddesinde; “Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
Kural olarak taraflar sözleşmedeki edimi yabancı para üzerinden kararlaştırmakta serbest olup Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin 2008-32/34 Sayılı Tebliğ’de de konuyla ilgili kısıtlama mevcut olmadığından sigorta sözleşmelerinin de döviz cinsi üzerinden yapılmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır.
Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Dairenin uyuşmazlık içerisinde olduğu birinci husus; gerçekleşen iş kazası nedeniyle vefat eden işçisinin yakınlarına Türk Lirası üzerinden ödeme yapan davacının Euro üzerinden talepte bulunmasının sebepsiz zenginleşme doğurup doğurmayacağı hususudur.
Sebepsiz zenginleşmeden bahsedilebilmesi için aranan en önemli şart zenginleşenin mal varlığında meydana gelen artışın haklı bir sebebe dayanmamasıdır. Oysa somut olayda taraflar sözleşme özgürlüğü çerçevesinde gerek primlerin gerekse sigorta bedelinin yabacı para cinsi üzerinden ödenmesini kararlaştırmışlar, davacı talebinde TBK’nın 99. maddesindeki seçimlik hakkını açıkça yabancı parayla ödeme yönünde kullanmıştır. Bu hâlde söz konusu talep taraflar arasındaki sözleşmeye uygun olduğundan davacının sebepsiz zenginleşeceğinden bahsetmek mümkün değildir. Dolayısıyla ilk uyuşmazlık bakımından direnme gerekçesi haklı ve yerindedir.
(B) İkinci Uyuşmazlık Yönünden Yapılan Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasındaki ikinci uyuşmazlık; yargılama sürecinde gerçek zararın tespiti yönünde yapılan bilirkişi incelemelerine karşı davalı tarafça herhangi bir itirazda bulunulmamasının davacı yararına usulî kazanılmış hak doğurup doğurmadığı konusunda düğümlenmektedir.
Hâkimin bilirkişi raporunu takdirindeki serbestisine rağmen doktrin ve yargısal kararlarda bazı hâllerde bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usulî kazanılmış hak doğurduğu kabul edilmektedir. Ancak, bu noktada göz ardı edilmemesi gereken en önemli hususlardan biri kamu düzeniyle ilgili olması nedeniyle mahkemenin resen inceleme yapması gereken konularda tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin bir etkisinin bulunmadığıdır. Zira kamu düzeniyle ilgili durumlarda usulî kazanılmış haktan söz edilemez.
Destekten yoksun kalma tazminatının belirlenmesine ilişkin olarak göz ardı edilmemesi gereken husus öncelikle haksız zenginleşmeyi ve mükerrer ödemeyi önlemek için SGK tarafından sigortalıya veya hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin hesaplanan maddi tazminattan mahsubu gerektiğidir ki bu durum, Yargıtayın yerleşmiş görüşlerindendir.
Gelinen bu noktada TBK’nın haksız fiilin ölüm veya bedensel zarara yol açması hâlinde maddi tazminatın belirlenmesine ilişkin hükmü olan 55. maddesine değinilmelidir. Anılan maddede; “...Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez...” düzenlemesine yer verilmiştir. Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici iş göremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Üstelik anılan 55. madde emredici bir hükme yer verir ve resen uygulanır.
Tüm bu açıklamalar ışığında ikinci uyuşmazlık incelendiğinde davalının sigorta sözleşmesi çerçevesinde sorumlu olduğu gerçek zararın tespitinde TBK’nın 55. maddesi çerçevesinde inceleme yapılması zorunlu olup bu husus resen araştırılması gereken bir konu olduğundan davalının eksik bilgi ve belgeler üzerinden verilmiş bilirkişi raporuna itiraz etmemesi karşı taraf lehine usulî kazanılmış hak doğurmaz.
Hâl böyle olunca birinci uyuşmazlık yönünden direnme kararı yerinde olmakla birlikte ikinci uyuşmazlık yönünden direnme kararının Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VII. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Birinci uyuşmazlık yönünden direnme uygun olmakla davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine,
İkinci uyuşmazlık yönünden direnme kararının yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, bozma nedenine göre tarafların sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.
