T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu
İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 28/09/2020 NUMARASI : 2020/142 – 2020/249 DAVACI : S.S M.İ. Toplu İşyeri Yapı Kooperatifleri vekili Av. E.T. DAVALI : 1- Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanlığı vekili Av. A.G. 2- A.F. İnşaat Ve Alışveriş Merkezi İşletmeciliği Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi vekili Av. E.A.
Taraflar arasındaki “Türk Patent ve Marka Kurumu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karara karşı davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine dair Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi tarafından verilen karar, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
Direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan sonra gereği görüşüldü:
YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
Davacı vekili; müvekkilinin dünyanın en büyük mobilya alışveriş merkezinin “Mobiliyum” ve “Mobilium” esas unsurlu markası ile tanınmış hâle geldiğini, davalının müvekkili markası ile benzer olan “Mobilimo” şeklinde iltibas oluşturacak marka başvurusuna itirazlarının reddedildiğini, markaların benzer olduğundan karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, marka başvurusunun kötü niyetli olduğunu, ayrıca tanınmışlık nedeniyle marka başvurusunun reddinin gerektiğini ileri sürerek YİDK’nın 2016-M-11626 sayılı kararının iptali ile davalı şirket adına tescil edilen 2015/70.22 başvuru numaralı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar Cevabı:
Davalı Kurum vekili; taraf markaları arasında benzerliğin bulunmadığını, kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, 556 sayılıMarkaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin (556 sayılı KHK) 8/4. maddesi koşullarının bulunmadığını, kötü niyetiddiasının ispat edilemediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı şirket vekili; markalar arasında benzerliğin bulunmadığını, kurum kararının yerinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 14.03.2018 tarihli ve 2017/47 E., 2018/95 K. sayılı kararı ile; davalı şirkete ait başvurumarkası ile davacının “Mobiliyum” ibareli markaları arasında görsel ve işitsel olarak ortalama tüketicileri iltibasa düşürecek derecede benzerliğinbulunduğu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 282. maddesi kapsamında bilirkişi raporunda aksi görüşe itibar edilemeyeceği,dosyaya yansıtılan deliller ışığında mobilya sektörünün yaygın olarak yer aldığı İnegöl ilçesinde faaliyet gösteren davacı kooperatifin işyerinintam karşısına iltibas ve karıştırılma olasılığı yüksek derecede olan dava konusu markayı taşıyan işaretin davalı şirket tarafından kullanılmasınıniltibas ihtimalini artıracağı gerekçesiyle davanın kabulüne, YİDK’nın 2016-M-11626 sayılı kararının iptaline, davalı şirkete ait 2015/70.22 sayılımarkanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı;
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesinin 15.03.2019 tarihli ve 2018/918 E., 2019/278 K. sayılı kararı ile; ilk derece mahkemesininvakıa ve hukukî değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf taleplerininesastan reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20.01.2020 tarihli ve 2019/2201 E., 2020/526 K. sayılı kararı ile; “… Dava, marka başvurusuna yapılan itirazınreddine dair TPMK YİDK kararının iptali ve markanın hükümsüzlüğü istemlerinin ilişkin olup, mahkemece, davacıya ait ”Mobiliyum” esas ibarelimarkası ile davalı şirkete ait ”Mobilimo” ibareli başvuru markası arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında karıştırılma ihtimaliolduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Markalar arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b. maddesi uyarınca karıştırılma ihtimalinin varlığı değerlendirilirken, markaların birbirlerine olan görsel,sescil ve kavramsal benzerlikleri yanında, markaya konu unsurların ayırt edicilik gücü de dikkate alınmalıdır. Bu anlamda, markalarda yer alan vetescil kapsamındaki mal ve hizmetler yönünden kimsenin tekeline verilemeyecek olan tanımlayıcı ibareler karşılaştırmada dikkate alınamaz.Tanımlayıcı olmamakla birlikte tanımlayıcılığa yakın olan ibareler yönünden ise koruma düzeyinin düşük tutulması gerekir. Esasen tanımlayıcıolmakla birlikte, KHK’nın 7/son maddesi uyarınca kullanım sonucu ayırt edici kılınmakla marka olarak tescili sağlanan ibarelerin, sadece tescilinsağlandığı gerekçesiyle, kullanım tekeli kimseye bırakılamaz.
Somut olayda, davacıya ait ”Mobiliyum” esas ibareli markaları ile davalı şirkete ait ”Mobilimo” ibareli marka başvurusunun mobilya emtialarıyönünden tanımlayıcılığa yakın ibareler olduğu, ”mobilya” kelimesinden türetilen bu ibarelerin mobilya emtiaları yönünden markaları farklılaştıransescil ve görsel farklılığa sahip oldukları bu sebeple mobilya emtiaları yönünden markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı kabuledilerek hüküm kurulması gerekirken hatalı değerlendirme sonucu davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bu husus hükmündavalılar yararına bozulmasını gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
Ankara 4. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 28.09.2020 tarihli ve 2020/142 E., 2020/249 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeyledirenme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
Direnme kararı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
UYUŞMAZLIK
Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacıya ait “Mobiliyum” esas ibareli markalar ile davalı şirkete ait davakonusu “Mobilimo” esas ibareli markaların mobilya emtiası yönünden tanımlayıcı niteliği haiz olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göreanılan taraf markaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında mobilya emtiası yönünden karıştırılma ihtimalinin bulunupbulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar vardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, tescilli bir markanın, ait olduğu mal ve hizmetler bakımından sağladığı korumanın kapsamı ve sınırları10.01.2017 tarihinde yürürlüğe giren 6769 sayılı Sınaî Mülkiyet Kanunu (SMK) ile düzenlenmiştir. Ancak somut olayda uyuşmazlığın çözümü içinbaşvuru ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 556 sayılı KHK’nın uygulanması gerekmektedir.
Bilindiği üzere, Türk Hukuku’nda sağlanan marka koruması tescil yoluyla elde edilir. Dava tarihi itibariyle somut olaya uygulanması gereken556 sayılı KHK’nın 7. maddesinde bir marka tescil başvurusunun Türk Patent ve Marka Kurumu (Kurum) tarafından “mutlak ret nedenleri”kapsamında yapılacak inceleme sonucunda reddedilmesinin koşulları belirlenmiştir. Mutlak ret nedenlerinin ortak özelliği, marka olarak tescilitalep olunan işaretin kamuyu ilgilendirmesi veya kamuya mal olmasıdır. Ret nedenlerinin mutlak karakteri icabı, herhangi bir kişinin ilerisürmesine gerek kalmaksızın Kurum ve mahkeme tarafından “re’sen” dikkate alınırlar. Zira mutlak ret nedenleri birer def’î değil, itiraz sebebidir.Mutlak ret nedenlerini, mükellefiyetleri olmamasına rağmen, 556 sayılı KHK’nın 34. maddesi gereği herkes Kurumun bilgisine arz edebilir veilgililer (tescil neticesinde menfaat kaybına uğrayabilecek kişiler) de 556 sayılı KHK’nın 35. maddesi çerçevesinde “itiraz” konusu yapabilirler.İlgililer bu itirazlarından feragat edemezler. İtiraza rağmen YİDK tarafından verilen kesinleşmiş tescil kararına karşı, 556 sayılı KHK’nın 53.maddesi gereğince iptal davası ikame edilebilir. Bu davalarda, mutlak ret nedenleri mahkemece re’sen dikkate alınır. YİDK kararlarının iptali içinaçılan davalarda mutlak ret nedenleri hakkındaki inceleme ve değerlendirme başvuru tarihindeki koşullara göre yapılır. Mutlak ret nedenlerindenbirinin varlığı dolayısıyla tescil olunmaması gerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 42/1-a maddesi gereğincehükümsüzlük davası açılabilir. Böyle bir dava sonuçlanmadan tescili yolsuz da olsa bir markanın kullanımı engellenemez (Karan, Hakan/Kılıç,Mehmet: Markaların Korunması 556 sayılı KHK Şerhi ve İlgili Mevzuat, 1. Baskı, Ankara 2004, s. 79-80).
556 sayılı KHK’nın 8. maddesinde ise markanın tescili ile ilgili “nispi ret nedenleri” düzenlenmiştir. Bu nedenlerin ortak özelliği, tescili talepolunan marka üzerinde üçüncü bir kişinin üstün hak iddiasına dayanmasıdır. Mutlak ret nedenlerinden farklı olarak nispi ret nedenlerinin kamumenfaati ile herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Nispi ret nedenleri, mahkeme veya Kurum tarafından re’sen dikkate alınmazlar. Bunların mutlaka556 sayılı KHK’nın 35. maddesi gereğince ilgili kişiler (yani daha önceki bir tarihte tescil edilmiş veya tescil başvurusunda bulunulmuş birmarkanın sahibi ile tescilsiz markayı kullanarak bu işaret üzerinde daha eski bir tarihte hak kazanmış olan kişiler) tarafından “itiraz” olarak ilerisürülmesi gerekir. İlgili kişiler, itiraz hakkını kullanmaktan feragat edebilirler. Nispi ret nedenlerinden birinin varlığı dolayısıyla tescil olunmamasıgerekirken her nasılsa tescil olunan bir markaya karşı 556 sayılı KHK’nın 47 ilâ 53. maddeleri arasındaki prosedür takip edilerek kesinleşmişYİDK kararı aleyhine iptal davası açılabileceği gibi, 556 sayılı KHK’nın 42/1-b maddesindeki şartlar dairesinde hükümsüzlük davası da ikameedilebilir.
Somut olay ile ilgisi bulunması bakımından nispi ret nedenlerinden 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi üzerinde durulmasında yarar vardır.
556 sayılı KHK’nın 8/1-a ve b maddesindeki düzenleme; “Tescil edilmiş veya tescil için başvuru yapılmış bir markanın sahibi tarafından itirazyapılması durumunda aşağıdaki hallerde marka tescil edilemez:
a) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veyahizmetleri kapsıyorsa,
b) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tesciledilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil içinbaşvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusuyapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa…” hükmünü haizdir. Buna göre anılan madde kapsamında tescil için başvurusuyapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafından karıştırılma ihtimalinden (iltibas)bahsetmek için hem karşılaştırmaya konu marka işaretleri arasında hem de işaretlerin tescil edileceği mal ve hizmetler arasında aynılık veyabenzerlik olması gerekir.
556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında markalara ait mal ve hizmet listelerinde yer alan mal ve hizmetlerin “aynı veya benzer” olupolmadığının değerlendirmesinde, sınıflandırmaya ilişkin ulusal ve uluslararası düzenlemelerin bağlayıcı kurallar içermediği dikkate alındığında,karşılaştırma konusu mal ve hizmetlerin ait oldukları sınıf numaraları ile bağlı kalınmamalıdır. Karşılaştırmaya konu mal veya hizmet farklısınıflarda yer almakla birlikte, hammadde-mamul ilişkisi, pazarlama koşulları, amaçları, satış sonrası servis ve onarım süreçlerinde ortaya çıkanmüşteri çevresindeki ayniyet, birinin diğeri yerine ikame edilebilmesi gibi birçok açıdan benzerlik içerebilmektedir. Bu itibarla karşılaştırmaya konumal veya hizmet farklı sınıflarda olsa da “aynı veya benzer” olabilmektedir.
Tescil için başvurusu yapılan marka ile tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka arasında halk tarafındankarıştırılma ihtimalinden bahsedebilmek için mal ve hizmetin aynı veya benzer olmasının yanında işaretlerin de “aynı veya benzer” olmasıgerekmektedir. İşaretler arasında benzerlik değerlendirmesi yapılırken işaretler arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerliğin yanında esasolarak halk (tüketici) nezdinde bir bütün olarak uyandırdığı izlenim esas alınmalıdır. Bir işaret, görsel, işitsel, anlamsal veya diğer bir açıdan farklıolsa bile, “bütünsel” bir açıdan kendisine yaklaşıldığında herhangi bir sebeple halk gözünde başka bir marka ile bağlantısı varmış intibaıoluşturarak onu çağrıştırıyorsa ve bu yüzden halkın mal veya hizmet tercihinde etkili oluyorsa, marka olarak tescili engellenebilir. Başka birdeyişle müşterilerin ihtiyaçları olan mal veya hizmetleri bunları ayırt etmek maksadıyla kullanılan işaretlerin birbirine yakınlığı dolayısıylakarıştırmaları ihtimal dâhilindeyse bir marka ile diğer bir işaret arasında “benzerlik” vardır (Karan/Kılıç, s. 199). Bu itibarla markanın bir bütünolarak algılanmasına etki eden bütün unsurlar her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmeli ve halk tarafından karıştırılma ihtimali buna görebelirlenmelidir. Burada belirtilen halk; işin ilgilisi veya uzmanı olmayan ancak doğrudan muhatabı olan ortalama tüketicidir.
Karıştırılma ihtimalinde önemli olan husus, tüketicilerin bu iki işaret arasında herhangi bir şekilde ve herhangi bir sebeple bağlantı kurmaihtimalidir. Buradaki “ihtimal” kelimesi özenle ve özellikle kullanılmış bir kelime olup, şekil, ses, anlam, genel görünüm, çağrışım veya bir seriiçinde bulunma izlenimi bu kapsamda değerlendirilmektedir. Hatta markalar arasında birçok noktada fark bulunduğu tespit edilse bile “umumiintiba” bunların karıştırılabileceği yönünde ise iki işaret arasında karıştırma ihtimalinin bulunduğu kabul edilmelidir (Yargıtay Hukuk GenelKurulunun 13.06.2012 tarihli ve 2012/11-155 E. 2012/376 K. sayılı kararı). Başka bir anlatımla karıştırılma ihtimali; görsel, biçimsel, anlamsal,işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi vedurumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, telaffuz,anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yinetüketicilerin, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterliolmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki; işaretlerin benzerliğinde ve karıştırılma ihtimalinde dikkate alınacak önemli bir unsur da, önceki markanın ayırt ediciniteliğidir. Önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise küçük farklılıklarla dâhi karıştırılma ihtimali ortadan kaldırılabilir. Bu gibi hâllerde öncekimarka ile başvuru arasında mevcut farklı unsurların veya ortak unsurlara yapılan ilavelerin ayırt ediciliği ve sonraki başvuruyu yeterincefarklılaştırıp farklılaştırmadığı üzerinde durulmalıdır. Nitekim Avrupa Marka ve Tasarım Ağı Ortak Bildirgesinde de belirtildiği üzere, markalardüşük seviyede ayırt ediciliği olan bir unsuru paylaşıyorsa, karıştırılma ihtimali değerlendirmesinde örtüşmeyen bileşenlerin markaların genelizlenimi üzerindeki etkisine odaklanılacaktır (Karasu, Rauf/ Suluk, Cahit/ Nal Temel: Fikri Mülkiyet Hukuku, Ankara, 2018, s. 189). Başka biranlatımla önceki markanın ayırt edici niteliği düşük ise markaların örtüşmeyen bileşenlerinin benzerlikleri/farklılıkları ve ayırt edicilikleri elealınarak sonuca gidilecektir.
Bununla birlikte 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında önceki markanın tanınmış olması da işaretler arasında karıştırılma ihtimaliniartıran bir unsurdur. Gerçekten de bir işaretle karşılaşan tüketici, bu işaretin tanınmış markanın sadece bir unsurunu içermesi hâlinde dahi bunlararasında bir bağlantı kurabilmektedir. Zira tanınmış markayı oluşturan ibareler tüketici nezdinde yerleşmiş olduğundan, sonraki işaretgörüldüğünde bu işaretteki bazı farklılıklar gözden kaçırılarak tanınmış marka ile bağlantı kurulabilmektedir. Ancak vurgulamak gerekir ki, 556sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında, önceki markanın tanınmış olması, tescil edilmek istenen markanın sadece aynı veya benzer mal vehizmetler yönünden benzerlik değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır. Tanınmış markanın tescil edildiği mal ve hizmetlerden farklı mal vehizmetlerde korunup korunamayacağına 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi kapsamında değil, 556 sayılı KHK’nın 8/4 maddesi kapsamındayapılan değerlendirmeden sonra karar verilmelidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davalı şirket tarafından 20, 35, 42 ve 43. sınıflarda gerçekleştirilen 2015/70.22 sayılı ve“Mobilimo” ibareli marka başvurusuna karşı davacı tarafından, “Mobilyum” ve “Mobilium” esas ibareli markalara dayalı olarak yapılan itirazın,taraf markaları arasında karıştırılmaya neden olacak düzeyde benzerlik bulunmadığı gerekçesiyle nihai olarak davalı Kurum YİDK kararıylareddedildiği anlaşılmaktadır.
Taraf markalarının ilişkili olduğu mallar aynı/benzer olduğundan bu aşamada, işaretler arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamındabenzerlik ve karıştırma ihtimalinin bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekmektedir. İşaretlerin benzerliği incelenirken de özellikle reddemesnet markanın bir bütün olarak bıraktığı genel izlenim ve ayırt edici unsurların dikkate alınması ve bu baskın unsurların ayırt edicilik seviyesigöz önünde bulundurulmalıdır. Tescil kapsamında mal ve hizmetleri tür, çeşit, nitelik, karakteristik özellik gibi tanımlayıcı sözcükler asıl unsurolarak dikkate alınamayacağı gibi ima yoluyla bu özellikleri belirten unsurların da ayırt ediciliğinin zayıf olacağı unutulmamalıdır.
Ayrıca bir markayı oluşturan unsur, o markanın başka markalardan ayırt edilebilmesini sağlayan kelime, harf, sayı, şekil vb. işaretlerdenoluşup, marka birden ziyade unsuru ihtiva ediyorsa, asıl unsuru markanın bütünü itibariyle bıraktığı izlenim, tümüne hâkim olan görünüş veayırıcılığını vurgulayan imajda aramak lazımdır.
Davalı şirkete ait markanın beyaz zemin üzerine büyük harflerle yazılı “Mobilimo” ibaresinin markanın esas unsurunu oluşturmakta olupanılan ibare dışındaki diğer şekil ve “Mobilya Alışveriş Merkezi” şeklindeki unsurlar ise yardımcı unsur niteliğinde olduklarından ayırt edicinitelikleri bulunmamaktadır. Davacıya ait markalar ise “Mobiliyum” ve “Mobilium” esas unsurundan ibaret olup itiraza mesnet markalardaki diğerunsurlar da şehir isimleri yahut “avm” şeklindeki yardımcı unsurlardan ibarettir. Görüldüğü üzere yapılan karşılaştırmada, taraf markaları arasındabütünsel anlamda bıraktıkları izlenim itibariyle benzerliğin bulunduğu, markalardaki diğer unsurların yeterli düzeyde ayırt edici niteliği haizolmadığı, taraf markalarının kapsamlarındaki mal ve hizmetlerin tüketicileri nezdinde anılan markaların farklı markalar olarak algılanamayacağı,görsel ve işitsel anlamda oluşan bu benzerliğin markalar arasında karıştırılmaya neden olacak seviyede bir benzerlik olması nedeniyle tarafmarkaları arasında 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında, kapsamlarındaki tüm mal ve hizmetler yönünden iltibas tehlikesinin bulunduğuaçıktır. Bu sebeple davacıya ait “Mobilium” ve “Mobilyum” esas unsurlu markalar ile davalı şirkete ait “Mobilimo” ibareli markadaki ibarelerin,markaların kapsamlarındaki mobilya emtiası yönünden tanımlayıcılığa yakın ibareler oldukları kabul edilemeyeceği gibi mobilya emtiasıbakımından taraf markaları arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmadığı söylenemez.
Bu itibarla davacıya ait “Mobilyum” ve “Mobilium” esas ibareli markaların, davalı şirkete ait “Mobilimo” ibareli marka ile 556 sayılı KHK’nın 8/1-b maddesi anlamında iltibas veya iltibas tehlikesine neden olabilecek düzeyde benzer oldukları kabul edilmelidir.
Hâl böyle olunca; ilk derece mahkemesince yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediğinden usul veyasaya uygun direnme kararının onanması gerekmiştir.
SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harçlar peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 373/1. maddesi uyarınca kararı veren İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinBölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.12.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.
